SONSUZ (H)AZ


Josui... Duydun mu bir ses? Gördün mü aralık kapından sızan karanlığı? Sensiz geçirdiğim onca sene tepeden tırnağa bir ağız gibi susuyordum. Neye? Kime? Bir hayaletle yarışır gibiydi içimdeki kadınların senin! Hakikatendim, hakikaten duydum tenin görünmezliğinden korktuğunu... Defalarca içime aldım ilk kez, kokusunu saldığı anı düzinelerce çiçeğin ve gördüm kara deliğini acının, çocukları tahtrevalli tepesinde yalnız bırakarak erkek yapan. İşte aşağı doğru kaçınılmaz bir düşüş. O telaşa zaman bırakmayan telaşla içine bir nefste çektiğin delilik! İşte damarlarında gezinmeye başladığı an, sonsuzluğun.
"Büyük bir ciddiyetle yaşıyorsun" diyordun, "çoğu zaman pek çok şeyin bir anlamı bile yok." doğru mu?.. Her neyse bu gözleri geçelim, bakışları keza..
Yine de ciddiyetsiz bir taş özensiz bir gökyüzü gibi, muammasın. Bu bir acıma mı? Öyle olmalı.. Çünkü değil üçüncü tekil şahsın bizzat kendi kalbinin bile artık haberdar olmadığı yanılsamalarını okuyan hala benim. Çünkü anlamsızlık sanıyorsun beni tüketeni.. Böyle ağır ve böyle ağrılı ve böyle bir şeylerin yerini değiştirse de kalabalıklaşamayan beni..
Aksine.. beni, o derinliğe çekenin eskimiş bir anlamdan başkası olmadığını bilmeni isterim. Karanlık bir odada, solmadan eskimiş hem de. Belki bir perde gibi tek renk. Asıldığı kadarıyla yıllanmış.. En ufak bir detay, kat izi, bir yenik bile yok. Açılması eksik, tozdan kalınlaşmış bir perde... İşte tam olarak böylesine tatsız bir anlam. Ve bu gün, yıllar sonra bu gün.. Çekilip çıkarılıyorum aniden bunu hazmedebilir misin? Düşüyor içimden gerçek bir ses, ilk kez...
Büyük bir ciddiyetle yaşıyorum, doğru. Dürüst olup, bir yandan da kendin olmak, başka türlü mümkün olur sanıyorsan, ihanetin bir anadil gibi nasıl bu denli yayıldığına dikkat kesilmeni öneririm. Her neyse bu sözleri geçelim, boşluğu da keza...
Herkes bir gün elini cebime sokabilir. Ama ben hep bunu dalgınlıkla yapanları seveceğim... Es kaza.
”Özgür olmak yoruyor, izninle.
biraz uzansam geçer
içine...”
Ah, ne tarifsizsin hayal ülkesi. Nasıl çıldırtıcıdır yalnızlığın senin. Nasıl iki evlat gibi ayırt edilemezdir, vazgeçilemezdir künyene kazılı pürüzsüzlük! Soluğunu bensizlikten alır, densizliğe verir!.. VE ERİR!....
Şaşıyorum, çünkü kusursuz görünenin zaafı gözlerime deyince, sadece bir dakikanın neleri tasvir edebileceğini sezmiş gibi bakışların zayıflıyor.. Josui. Giderek donuklaşıp sonunda ebediyen kaybolan ışıltı. İnanılması güç fakat çocuktum.. ve bu yalnızca ölürken olur sanırdım. Gözlerimdeydi. Her şey. Her şey çarptığın bir cam bardakla içimizi yerinden yükseltiyordu. Bir anlığına. Sonra hepsi hepsi düşene dek geçen zamanda, iki olasılığa da kendini hazırlamak arasında gerili bir lastik gibi sert ve kızgındı. Nefesimi tuttum. O anları hep sevdim. Yere çarptığında aramızdaki camın sesi, gözlerin dudaklarımın arasından gelişigüzel şekillenen sözcüklere dalmıştı. Beni dinlemiyordu . Duyduğun yalnızca kısacık bir sessizliğin içinde bekleyen ürperti . Ordayım. Benim adım Josui... Sağ eli sol elinden habersiz terleyen anların içindeyim. Orda doğdum, iklimi ve avuç içi kalbine dönük her şey kadar tehlikedeyim. Bir saniye sonra, bir kırılma sesi ile irkilmezsek, bütün dikkatimizi parkenin sinsice emdiği suyu kurulamaya vereceğiz. Aramızdaki tek güçlü bağ, hatırlanmamak üzere kaybolacak. Ama kırılırsa.. kırılırsa.. Yankısı ebediyen duyulacak!
İşte tam da bu noktada, mutfağın bu kuytu yerinde, önünde kaynayan suyun sesine az sonra öldüreceği birine bakar gibi sadece gözleriyle yaklaşan, ona bir gökyüzü derinliği, bir boşluk katan ben bir özür değilim. Esir değilim, hınç değilim. Belki düşman sınırından getirilmiş bir esrarengiz mektubum. Bu beni düşman yapmaz. Açılması ertelendikçe çekmecesini eskiten bir sırrım ben. Neyi müjdeliyorum? Kara haber miyim? Bilmiyorsun.. Benim adım Josui... Suyun kaynaması yatıştığında kendini, ılınmaya yüz tuttuğunda beni sezersin. Köşelerimden yuvarlatılmış bir şeyim ben. Sabit duramam. Sokak kedilerine, kuşlara ve senin göğ(s)üne kayıtsız kalamam. İçtiğine karışmış bir şeyim ben. İflah olamam.
Sadece bir dakika. Sadece bir dakikanın neleri tasvir edebileceğini bilsen sen de şaşardın. Saçlarının omzuma doğru dökülmesi, işte sonsuza dek süren bir dakika. Ve göğüs kafesine bastırdığın kalbim. İşte sonsuz bir dakika daha. Josui’yi tanırsınız. Ekşi elmanın tezgahta göze çarptığı anki hevesten dişlendiği ana dek geçen sürede.. yapabilirseniz adını unutun!
Ben denedim, mağlubum. Çünkü malumum.

Ben düşman değilim.. ve dost da olamam. Yapabilirseniz adımı unutun...


Josui. Aynı anda ölmemiz ne baş edilmez haz!...
Sonsuz.
Az.

-Esther