Deliliğin tüm inceliklerine...

var sayı 2

14/12/2010

sanki ben neler olabileceğini bilmiyor muyum?
hem de bu açıklıkta
hem de çıplak, sadece kendimle kaldığımda.
ne düzenin kokuşmuş çarkını dinlerim
ne de kendi tembel şeytanımı
çok güçlü bir direnç içindeyim
insana insanlığa karşı

dürüst olmalıyım
çok nadiren tanık oldum
kendi türümün benimle konuştuğuna
-söylenenler hep kendi kendine
kimle neyi konuşsa da, hep kendi kendine-
sanki kafalarının içinde bir sesim
bundandır ne söylense hakkımda
alınganlık edecek değilim

kim olmam gerektiğini fark ettiğimde
kim olduğumu bile bilmiyordum
ve kim olduğumu fark ettiğim günden beri
bir denge kurmaya çabalıyorum
ben bir deliyim
delirtildim mi? şüphesiz mümkün
sahi mi?
belki de rahimde başlayan bir klostrofobi
kimbilir..
bilinmesi gereken nasıl olduğu değil
bana ve benim gibi arafta kalanlara ne yaptığı
sevgisizliğin, kabalığın ve bencilliğin
bizi kendimizi nasıl da hiçe indirmeye mecbur bıraktığı
ve bu uzun yolculukta
vazgeçmek zorunda kaldığımız en küçük şey
sizi temin ederim kimilerinizin yaşama hevesini söndürür cinsten

yazarak ne yakınıyorum ne de kendimi aklıyorum
aklı olan bilmelidir ki bu bir oyun değil
camın dışından kendini diğerleriyle yüzerken izleyen akvaryum balıkları!
bakmayı bırakın
bırakın beklemeyi
size kendinizi ve sundukları hayatı sorgulatıyorlar
hissetmeye gelince tıpkı bir balık gibi korkaksınız
çünkü hassassınız ve değişmenizi de istemiyorlar!

bu böyle devam edebilir mi?
ne var ki eder.
insan kendinden ölene dek kaçabilir
ama kaçmamalı
çünkü yalnız başına savaşanların güç yetiremeyip
sonunda birer meczup oldukları o dünya
geride kaldı
çünkü bu gücü hissediyorum ve seziyorum
ve siz de hissediyor hatta biliyorsunuz ki
aydınlığın derinlikle birleşebileceği
zor ama imkansız olmayan, eşsiz yollar var.
belki deli olabilirim,
ama asla aptal olmadım
bildiği halde susacak
ve bana benzemeyenden ürkecek kadar.

var sayı 1

26/10/2010

uzun sürmeyecek
saatin taktikleri ömür dediğini silince
...ve öfkeden kudurmuş köpekler gibi
bilenince kalbinin dişleri
_dalaşma
_karışma!
_ben senin iyiliğin için sövüyorum
_söylüyorum mu demek istedin?
_demek istedim, diyemedim. deymek de istemem.
_demek de istemem diyecektin heralde.
_şuranda ne var senin?
_ne var?

irice bir delik daha
zarın karmaşaya dönen çalkantısı
ellerim kavuşmamak üzere ayrılırken
esmer çayın beyaz şekere yaptığı bulantı
öyle doğal öyle doğrular öyle yeniyetme öyle kısırçarkı!!!!
bu şarkıda bir giz vardı eskiden
çözülmeden yitmiş
-se kitaplar susmalı evren susmalı evler sustalı!
hangi mavi eşya bu kalbim
(mavi bilye mavi telefon mavi terlik)
gökyüzünün yansıması sanır dururdum
çocukluk
çok uluslu çok uslu çok sus!lu
_buraya kadar okudum birşey anlamadım
_anlamak istiyorsan öykü oku roman oku
_onlar da çok uzun sıkılırım ben
_sıkma canını ben sana mektup yazarım

kelimenin gücüne mermine minarene minerallerine
inanmadı direnmedi dilenmedi dadanmadı diyemem,
_buralı mısın?
_değilim.
_nerelisin?
_pek oralı değilim.
_ha?
_ha değil efendimiz.

bin uf bir lütuf:
yaramazın eli elimden tuttu, yaramı sakladım
neme lazım görür ister
gönül ister görmesin istemesin
ama gönül bu, istemeden görmez

var'sayılar:
beyaz çimenler çizüstünü rüya
tünelin sonundaki ışık çizüstünü dolunay
kara sireniyle tutmaz freniyle inip bineniyle on felekten biri
ilk maddesi hammaddesinin ırzına geçerken
seri olalım seri!!
insanı yalana akrebi kendi kuyruğuna muhtaç eder gibi ittiren
korku saçaklı dili bıçaklı
statüsü kalburüstü uranüsü yerleyeksan insanoğlu insan!
yapay döllenmiş buna dellenmiş azmetmiş uzmetmiş
ana avrat düz gitmiş
yeter mi yetmezmiş ama bu ne hizmetmiş!
başımın üstünde can eğrisi
_çan eğrisi
_can eğrisi!!

göğe baksam cam olur yere baksam hızar
bir deli biz miyiz bu dert bir bize mi sızar!
menteşesi menekşesi neşesi neştersesi
baba oğul kutsal güruh herkes küçük dağdaki nuh!
e yuh olsun bana da yuh!! -güvertede çivi-
çıkıyorum batarsa batsın denizin evi!!!

SONSUZ (H)AZ


Josui... Duydun mu bir ses? Gördün mü aralık kapından sızan karanlığı? Sensiz geçirdiğim onca sene tepeden tırnağa bir ağız gibi susuyordum. Neye? Kime? Bir hayaletle yarışır gibiydi içimdeki kadınların senin! Hakikatendim, hakikaten duydum tenin görünmezliğinden korktuğunu... Defalarca içime aldım ilk kez, kokusunu saldığı anı düzinelerce çiçeğin ve gördüm kara deliğini acının, çocukları tahtrevalli tepesinde yalnız bırakarak erkek yapan. İşte aşağı doğru kaçınılmaz bir düşüş. O telaşa zaman bırakmayan telaşla içine bir nefste çektiğin delilik! İşte damarlarında gezinmeye başladığı an, sonsuzluğun.
"Büyük bir ciddiyetle yaşıyorsun" diyordun, "çoğu zaman pek çok şeyin bir anlamı bile yok." doğru mu?.. Her neyse bu gözleri geçelim, bakışları keza..
Yine de ciddiyetsiz bir taş özensiz bir gökyüzü gibi, muammasın. Bu bir acıma mı? Öyle olmalı.. Çünkü değil üçüncü tekil şahsın bizzat kendi kalbinin bile artık haberdar olmadığı yanılsamalarını okuyan hala benim. Çünkü anlamsızlık sanıyorsun beni tüketeni.. Böyle ağır ve böyle ağrılı ve böyle bir şeylerin yerini değiştirse de kalabalıklaşamayan beni..
Aksine.. beni, o derinliğe çekenin eskimiş bir anlamdan başkası olmadığını bilmeni isterim. Karanlık bir odada, solmadan eskimiş hem de. Belki bir perde gibi tek renk. Asıldığı kadarıyla yıllanmış.. En ufak bir detay, kat izi, bir yenik bile yok. Açılması eksik, tozdan kalınlaşmış bir perde... İşte tam olarak böylesine tatsız bir anlam. Ve bu gün, yıllar sonra bu gün.. Çekilip çıkarılıyorum aniden bunu hazmedebilir misin? Düşüyor içimden gerçek bir ses, ilk kez...
Büyük bir ciddiyetle yaşıyorum, doğru. Dürüst olup, bir yandan da kendin olmak, başka türlü mümkün olur sanıyorsan, ihanetin bir anadil gibi nasıl bu denli yayıldığına dikkat kesilmeni öneririm. Her neyse bu sözleri geçelim, boşluğu da keza...
Herkes bir gün elini cebime sokabilir. Ama ben hep bunu dalgınlıkla yapanları seveceğim... Es kaza.
”Özgür olmak yoruyor, izninle.
biraz uzansam geçer
içine...”
Ah, ne tarifsizsin hayal ülkesi. Nasıl çıldırtıcıdır yalnızlığın senin. Nasıl iki evlat gibi ayırt edilemezdir, vazgeçilemezdir künyene kazılı pürüzsüzlük! Soluğunu bensizlikten alır, densizliğe verir!.. VE ERİR!....
Şaşıyorum, çünkü kusursuz görünenin zaafı gözlerime deyince, sadece bir dakikanın neleri tasvir edebileceğini sezmiş gibi bakışların zayıflıyor.. Josui. Giderek donuklaşıp sonunda ebediyen kaybolan ışıltı. İnanılması güç fakat çocuktum.. ve bu yalnızca ölürken olur sanırdım. Gözlerimdeydi. Her şey. Her şey çarptığın bir cam bardakla içimizi yerinden yükseltiyordu. Bir anlığına. Sonra hepsi hepsi düşene dek geçen zamanda, iki olasılığa da kendini hazırlamak arasında gerili bir lastik gibi sert ve kızgındı. Nefesimi tuttum. O anları hep sevdim. Yere çarptığında aramızdaki camın sesi, gözlerin dudaklarımın arasından gelişigüzel şekillenen sözcüklere dalmıştı. Beni dinlemiyordu . Duyduğun yalnızca kısacık bir sessizliğin içinde bekleyen ürperti . Ordayım. Benim adım Josui... Sağ eli sol elinden habersiz terleyen anların içindeyim. Orda doğdum, iklimi ve avuç içi kalbine dönük her şey kadar tehlikedeyim. Bir saniye sonra, bir kırılma sesi ile irkilmezsek, bütün dikkatimizi parkenin sinsice emdiği suyu kurulamaya vereceğiz. Aramızdaki tek güçlü bağ, hatırlanmamak üzere kaybolacak. Ama kırılırsa.. kırılırsa.. Yankısı ebediyen duyulacak!
İşte tam da bu noktada, mutfağın bu kuytu yerinde, önünde kaynayan suyun sesine az sonra öldüreceği birine bakar gibi sadece gözleriyle yaklaşan, ona bir gökyüzü derinliği, bir boşluk katan ben bir özür değilim. Esir değilim, hınç değilim. Belki düşman sınırından getirilmiş bir esrarengiz mektubum. Bu beni düşman yapmaz. Açılması ertelendikçe çekmecesini eskiten bir sırrım ben. Neyi müjdeliyorum? Kara haber miyim? Bilmiyorsun.. Benim adım Josui... Suyun kaynaması yatıştığında kendini, ılınmaya yüz tuttuğunda beni sezersin. Köşelerimden yuvarlatılmış bir şeyim ben. Sabit duramam. Sokak kedilerine, kuşlara ve senin göğ(s)üne kayıtsız kalamam. İçtiğine karışmış bir şeyim ben. İflah olamam.
Sadece bir dakika. Sadece bir dakikanın neleri tasvir edebileceğini bilsen sen de şaşardın. Saçlarının omzuma doğru dökülmesi, işte sonsuza dek süren bir dakika. Ve göğüs kafesine bastırdığın kalbim. İşte sonsuz bir dakika daha. Josui’yi tanırsınız. Ekşi elmanın tezgahta göze çarptığı anki hevesten dişlendiği ana dek geçen sürede.. yapabilirseniz adını unutun!
Ben denedim, mağlubum. Çünkü malumum.

Ben düşman değilim.. ve dost da olamam. Yapabilirseniz adımı unutun...


Josui. Aynı anda ölmemiz ne baş edilmez haz!...
Sonsuz.
Az.

-Esther

N'isyan

Dün gece yatmadan önceydi. Sütü ısıttım. İçine bal koydum. Gece genelde 3 kez uyanır. Biberonu hazırladım.
"Herkes rüya görüyor. Kimileri riya görüyor. Hayat işte."
Bulaşık vardı biraz, yıkadım. Uzaktayım.
"Kırgınım."
2 kitabı hep yanımda götürürüm. Biraz Dalgalar. Biraz Bezik Oynayan Kadınlar. Biraz okudum...
..."Evet kırılacak bir sebep yoktur ortada, hep öyle denir. Ama olan bu ve evet bu gerçek."
Uyurken ona baktım. Bir bebeği uyurken izlediğinde, onun kimseyi asla incitmeyeceğine itimadediverirsin. Bu kadar kolay ve yanıltıcıdır sevilmek de. Ama sevmek öyle değildir Nihal, bilirsin. Kitapları çantama koydum. Hayat tamircisinden 3 şarkı dinledim.
"Hala kırgınım. Kırgın olmamın önemsenmemesi bir yana.." -ki asılkırıcı olan bu olmalı- dedim, "Belki göremediğin birşey vardır ortalıkta. Ortalık yerde. Belki haksızsındır." Bunu hiç düşünür mü buzdan yapılmış olan.
"Güçlü olduğun için, kendi doğrun nasıl olmuşsa dünyanın merkezine oturmuştur da gerçeği göremiyorsundur."
Gözlerini kaçırır insanlar, bilirsin Nihal. Ellerini, kalplerini, eşyalarını, anılarını, hayallerini, kırgınlıklarını, neleri varsa daha... gelecek diye bir yere kaçırırlar. Bir yönteme, planlara..
"Kim demişti; Karakteri olmayanların yöntemleri vardır."
Aynen öyle. Telefonumu kapadım(!) Bilirsin dünya üzerinde soluk alıpveren biz faniler arasında, birbirini salt ondan aldığı şeyler için, karşıdakinin onu hayatına koyduğu yerle mutluluğu yakalamış olduğu için seven, sevebilen.. bencil ve kalp tembeli insanlar sahildeki kum kadar çok.
"Yöntemlerin işe yaramayacak. Yanılıyorsun, çektiğin fotoğraflara tekrar bak.. Ben tanıdığın kimseye benzemiyorum."
Gözlerimi kapadım. Çocukluğumdan beri kurduğum hayali yine kurdum.
"Yalnız olduğuma inanacak kadar boşaltmadın ruhumu hiç. Sana şükürler olsun..."
Ve Tanrı'nın kokusu burnumdan yukarı göz kapaklarıma ulaştı, onları ağırlaştırdı, ordan kulak arkama yayıldı ve boynuma, sonra köpüren bir dalga gibi ense kökümden beynime ulaştı. Beynim uyuştu, ve şimşek hızında saliseler içinde tüm bedenime, en ufak sinirime bile ulaştı...!
"Hergün bir öncekinden daha güzel. Bunu kalpten hissedebilene ne mutlu."
Biliyorsun Nihal; Hayat sana hakettiğini verecek. Sen haketmediğini düşündüğün şeylere dahi sadece varlık gösterdikleri için anlamaya çalışarak bakanlardansın çünkü. Doğanın dilini kalbine rehber etmişlerdensin.Telaşla karıncaların yuvasını eşeleyen anne tavşana kimcephe alır ki, yada karıncalar bu bozgundan hayata karşı daha güçlü ve donanımlı çıktıklarında yeni yuvalarını oyarlarken artık hayatı ve doğayı ve birbirlerini sevmemekte midirler? Çocuktum... Benim karıncalarım tavşan yavrularının zıplayışından keyif duymayı becerebildiklerinde, gerçek birer karınca oldular. Ve hayat bana doğruların uçucu, sadece gerçeklerin samimi ve kalıcı olduğunu öğretti. Dediğim gibi Nihal'im, hayat sana hakettiğini verecek. Yeter ki biz hep böyle iyi tartalım, iyi belleyelim doğanın o görünmeyen asıl gerçeğini.
"O bize hakettiğimizi verdiğinde, biz onu alabilecek zayıflıkta olacakmıyız?"
İşte asıl soru bu. Çünkü insan iki şekilde kırılmaz. Ya bir daha öylesini hissetmeyecek kadar katılaşırsın. Yada gelen darbeleri kendinden (yani bütünden) ayırmayacak kadar yumuşarsın.

Canı gönülden diliyorum ki, kalbimiz kolay yolu seçmesin; birgün tekrar, kırılmayacak kadar, yumuşasın........
Seni Seviyorum.

20Nis-y-an2010

KİŞİSEL TARİH

KİŞİSEL TARİH (1 porsiyon + Ayran)
* Sigara içilen arka bahçemiz mevcuttur *

EV ÖDEVİ
SORU 1: Bir cinayeti aydınlatmak için kaç spot gerekir?
SORU 2: Bir ölüyü araya alıp diri taklidi yaptırmak etik midir?
SORU 3: Libidosu görüş açısını kapattığı için duvara toslamış bir kimse, bu kazada çocukluğunu düşürürse ağlar mı?

SARHOŞLUĞUN ETKİSİYLE YANLIŞ KAPIYA SOKULMUŞ CEVAP ANAHTARI:
CEVAP 1: “Cinayet”in aydınlanabilir bir tarafı yoktur.
CEVAP 2: İçimde bir deprem oldu ve bir tek odam yıkıldı. Yıllarca diri taklidi yaptım. Evet bu etiktir!
CEVAP 3: Elektrikler kesikti, ağlayamadım.
_ Güliz, otur! Sıfır!
_ Oturuyorum zaten.
_ Cevap verme!
_ Ulan soruyu bir anlasam valla cevap vermeyeceğim. Atanamayanlar. Best seller. Sular seller gibi çalışmıştım halbuki. 

_ Belden aşağı çalışmışsınız efendim. 
_ Gidişattan şeyapsak Olric? ...Olric? Bu da gitti yaa..


ÖNSÖZ
Başka türlü bir şey insanın kendiyle vedalaşması. Kör bıçağı çekenleri  incitmeyiniz. Sonra bakkala diye çıkıp şair oluyorlar.

ÜNİTE 1 (Kaç ünite kan gerekeceği belirsizdir, lütfen forward’layalım!)
KİŞİSEL TARİHİMİN GERİLEME VE GERİLME DÖNEMİ
1- Tahtta Edip Cansever. “Tez limonluklar yakıla!” diye salık veriyor. “Gül kokacağız bundan böyle. Amansız, acımasızca gül, gül kokacağız nefes nefese!!”
2- Şehir planlamada Konstantin Kavafis; nereye gitsen arkandan gelecek bir şehir tasarlıyor. Aynı mahallede kocayacak. Ama “İthaka”mı koyarım ortaya ki, ölmeyecek!
İTHAKA

İthaka'ya doğru yola çıktığın zaman,
dile ki uzun sürsün yolculuğun,
serüven dolu, bilgi dolu olsun.
Ne lestrigonlardan kork,
ne kikloplardan, ne de öfkeli Poseidon'dan.
Bunların hiçbiri çıkmaz karşına,
düşlerin yüceyse, gövdeni ve ruhunu
ince bir heyecan sarmışsa eğer.
Ne Lestrigonlara rastlarsın,
ne Kikloplara, ne azgın Poseidon'a,
onları sen kendi ruhunda taşımadıkça,
kendi ruhun onları dikmedikçe karşına.

Dile ki uzun sürsün yolun.
Nice yaz sabahları olsun,
eşsiz bir sevinç ve mutluluk içinde
önceden hiç görmediğin limanlara girdiğin!
Durup Fenike'nin çarşılarında
eşi benzeri olmayan mallar al,
sedefle mercan, abanozla kehribar,
ve her türlü başdöndürücü kokular;
bu başdöndürücü kokulardan al alabildiğin kadar;
nice Mısır şehirlerine uğra,
ne öğrenebilirsen öğrenmeye bak bilgelerinden.

Hiç aklından çıkarma İthaka'yı.
Oraya varmak senin başlıca yazgın.
Ama yolculuğu tez bitirmeye kalkma sakın.
Varsın yıllarca sürsün, daha iyi;
sonunda kocamış biri olarak demir at adana,
yol boyunca kazandığın bunca şeylerle zengin,
İthaka'nın sana zenginlik vermesini ummadan.
Sana bu güzel yolculuğu verdi İthaka.
O olmasa, yola hiç çıkmayacaktın.
Ama sana verecek bir şeyi yok bundan başka.

Onu yoksul buluyorsan, aldanmış sanma kendini.
Geçtiğin bunca deneyden sonra öyle bilgeleştin ki,
Artık elbet biliyorsundur ne anlama geldiğini
İthakaların.
3- Bütün meydanlara megafonlar takılacak. Eşref saatlerinde Sezen çalınacak kulaklara. Bkz. sezen_aksu_88den_beri_omrumu_yedin_indir.zip
4- Gençler için kapalı mekanlarda kitaplık mecburi olacak.
5- Genç Werther’in acıları çekilecek!
6- Kenan Evren asılacak (önüne gelene!)
7- Kenan Evren asılacak (ama sallanmayacak!!)
8- Gizli şeker, gizli tansiyon ve gizli eşcinsellik yasaklanacak.
9- Kimse kimsenin malı olmayacak. Sevişenlerin dostluğu baki kalacak. Bunu beceremeyenin sevişmesi yasaklanacak! Böyle buyurdu tahtında tahtravalli sallayan hükümdarımız! Sözü ters yüz Edip!
İnfilak

Ben gidince hüzünler bırakırım
Bu senin yaşadığındır
Bir ev sıkılır kadınlardaki
Bir adam sıkılır kadınlardaki
Seni sevmek bu kadar mı
O benim yaşadığımdır.

Bazan da bir yerde kuşlar vardır
Ne uçmak, ne görünmek için
Bir karanfil pencereyi deler
Bir kapı kendiliğinden kapanır
İstesek sevişirdik, ama olmadı
Biz değil yaşayan acılardır.

Gitsem de her yerde biraz vardır
Hatırda zamansız bir plak
Bir otel kapısı, biraz istasyon
Vardır o seninle birlikte olmak
Buluşur çok uzaktan ellerimiz
Ve nasıl göz güzeyiz ansızın bir infilak.
10- Genel evler kapatılacak. Özel evler kapatılacak. “Kendine ait bir oda”lar çoğalacak!
11- Sınırda yakalanan uyuşturucu ve vuruşturucular altı saniye içinde kendi kendini imha edecek.
12- Küçük Prens büyüyecek. Tek taşla dizlerine kapanacağım! :)
13- Tek taşla iki kuş vurmak peşinde dönenen sanat tacirleri sürgüne gönderilecek!
14- Göğe bakma durakları inşa edilecek.
Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım.
Tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum.
Bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi ...
(Ah O’nun saati büyük.. her zamana Uyar!)
15- Meydana Cemal Süreya büstü dikilecek. Avucuna güvercin yemi serpilecek. Serpilecek hüzünlerimiz genç kız gibi. Ah güzelim! Afrika Hariç değil! Böyle yazacak ülke sınırında büyük puntolarla : AFRİKA HARİÇ DEĞİL!
ÜVERCİNKA
Böylece bir kere daha boynunlayız sayılı yerlerinden
En uzun boynun bu senin dayanmaya ya da umudu kesmemeye
Lâleli'den dünyaya doğru giden bir tramvaydayız
Birden nasıl oluyor sen yüreğimi elliyorsun
Ama nasıl oluyor sen yüreğimi eller ellemez
Sevişmek bir kere daha yürürlüğe giriyor
Bütün kara parçalarında
Afrika dahil

Aydınca düşünmeyi iyi biliyorsun eksik olma
Yatakta yatmayı bildiğin kadar
Sayın Tanrıya kalırsa seninle yatmak günah, daha neler
Boşunaymış gibi bunca uzaması saçlarının
Ben böyle canlı saç görmedim ömrümde
Her telinin içinde ayrı bir kalp çarpıyor
Bütün kara parçaları için
Afrika dahil

Senin bir havan var beni asıl saran o
Onunla daha bir değere biniyor soluk almak
Sabahları acıktığı için haklı
Gününü kurtardı diye güzel
Birçok çiçek adları gibi güzel
En tanınmış kırmızılarla açan
Bütün kara parçalarında
Afrika dahil

Birlikte mısralar düşürüyoruz ama iyi ama kötü
Boynun diyorum boynunu benim kadar kimse değerlendiremez
Bir mısra daha söylesek sanki her şey düzelecek
İki adım daha atmıyoruz bizi tutuyorlar
Böylece bizi bir kere daha tutup kurşuna diziyorlar
Zaten bizi her gün sabahtan akşama kadar kurşuna diziyorlar
Bütün kara parçalarında
Afrika dahil

Burda senin cesaretinden laf açmanın tam da sırası
Kalabalık caddelerde hürlüğün şarkısına katılırkenki
Padişah gibi cesaretti o, alımlı değme kadında yok
Aklıma kadeh tutuşların geliyor
Çiçek Pasajında akşamüstleri
Asıl yoksulluk ondan sonra başlıyor
Bütün kara parçalarında
Afrika hariç değil.
16- Aşık olmayan kendinden utanacak
17- Canlı müzik, film gösterimleri, tüm sanatsal etkinlikler artı 1 yerli içki ve yerli yersiz şerefe yapmak serbest olacak.
18- Tombala oynamak izne tabi olacak. Çinko tabiri kullanılmayacak. Verniş olabilir onun yerine. 1. verniş 2. verniş :) Ayrıca gıcıklık değil mi, 6 ile 9 un altındaki çizgi kaldırılacak. Hadi bakalım! 
19- Tombalacılar görüldükleri yerde ekip otosuna alınacak. Nezarette “Saatler”in film müziği dinletilecek.
20- Saatler gelmiş geçmiş en iyi filmdir.
21- Forrest Gump gelmiş geçmemiş en iyi filmdir!
22- Katil Doğanlar delmiş geçmiş en iyi filmdir!!
23- Ne oldum denmeyecek, ne olacağım da denmeyecek, hissedilecek!!
24- Şubatta ateş basmayan, Temmuzda ilikleri donmayan sanatçı olarak kabul görmeyecek!
25- Sanatçının kendisininse kabul görme derdi olmayacak.
26- Çift kişilik yataklar üretilmeyecek. Ya samimi olalım yada .iktirip gidelim canım benim.
27- Çift kişilikler kendi aralarında konuşmayacak.
28- Yangın çıkışları yangına açılacak. 
29- Oral ve Okşan isimleri yasaklanacak.
30- Köprüyü geçene dek ayıya dayı denmeyecek. Ayıların dayılanmasına sebep sensin canım kardeşim! NAZIM geçmese beni de tek seferde silersin!!
AKREP GİBİSİN KARDEŞİM
Akrep gibisin kardeşim,
korkak bir karanlık içindesin akrep gibi.
Serçe gibisin kardeşim,
serçenin telaşı içindesin.
Midye gibisin kardeşim,
midye gibi kapalı, rahat.
Ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim.
Bir değil,
beş değil,
yüz milyonlarlasın maalesef.
Koyun gibisin kardeşim,
gocuklu celep kaldırınca sopasını
sürüye katılıverirsin hemen
ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye.
Dünyanın en tuhaf mahlukusun yani,
hani şu derya içre olup
deryayı bilmiyen balıktan da tuhaf.
Ve bu dünyada, bu zulüm
senin sayende.
Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer
ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
kabahat senin,
— demeğe de dilim varmıyor ama —
kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!
31- Köprü geçişleri ücretsiz olacak.
32- Kelebeğin baştan sona tüm hikayesiyle neye işaret edildiği artık açıklanacak!
33- Midye dolma ve kokoreç milli yemek ilan edilecek.
34- Hafif meşrep ve hafif gerizekalı ev hanımlarının “kocamın takımını tutuyorum” esprisi yasaklanacak!
35- “Bu ay kaç çekiyo?” sorusuyla tongaya düşürüp “31” Cevabını alınca kahkahayı basan teen age’lere sevgili bulunacak.
36- “Felsefe yapmak”, “Edebiyat parçalamak” deyimlerini kullanarak, anlamadığı şeyi küçümseyenler para cezası alacak. Hatta muayene edilecek. Ve hatta 2. kez muayenesiz çıkarsa bağlanıp çekilecek.
37- Kimse yalnız olmayacak! “Yalnız kalmak” serbest, “Yalnız olmak” yasak!
38- Küçük İskender büyümeyecek. Şehsuvar’ı filan tanıyacak millet!
De Gülüm
de gülüm! De ki: ela bir günde geleceğim
İstanbul darmadağın olacak, saçlarım
darmadağın. Hepsi, darmadağın!
üzülme gülüm! Toparlanacağız, birlikte,
ayağa da kalkacağız, yürüyeceğiz de gülüm
hem de çelikten toprağını dele dele hayatin!

de gülüm! De ki: bitmiştir umut, bitmiştir
sevgi, bitmiştir güven!
güven bana gülüm!
sana bitmemişliği öğretecek, tattıracaktır
hasretten-hakikaten-ten değiştiren yüzüm!

göreceksin gülüm! Bekle!
hırslarımız, acılarımız gitgide ihanetlere
hainlere, ezilmelere alışacak..
göreceksin-sevinçten ağlayacaksın gülüm-ki
iste o vakit bana-doğrudur!-
sair olmak, seni sevmek pek çok yakışacak!
bak! şiirler var, mektuplar var, çocuklar var,
sokaklar var, kediler!

inan bana gülüm, ölüm yok bir tek! ölüm yok bize!
ölüm inananlar için sessizce
kara kaplı kitaplardan çıkartılacak..
göreceksin gülüm! Bekle! Göreceksin!
artık hiçbir insan, hiçbir kavga ve hiçbirimiz
bu dünyada, yapayalnız, umarsız kalmayacak!
39- İnsanı başkaları için düşünmeye hatta hissetmeye iten sebepler sorgulanacak. Gerekirse yalan makinesi, olmadı zaman makinesi kullanılacak.
40- “Salgı bezi” yerine Allah aşkına düzgün bir isim bulunacak. “Er bezi” tabiri ise sanki bir dil sürçmesiyle “El bezi” denmek isterken yanlış telaffuz edilmiş gibi baştan yok sayılacak. Derhal.
41- Kere maşallah. 99 kere eyvallah. Görünmeyen "şey"ler görünür olanlar üzerine hükmedicidir. Bu iyi anlaşılacak!
42- Yanlış anlaşılmanın verdiği ızdırap son bulacak. Herkes bir yanlış anlaşılma ardından demli bir ince belliye tav olacak.
43- Yanlış anlaşılma diye bir şey yoktur. Anlaşılmama vardır.
Dünya; kötülük yapanlar değil, seyirci kalıp hiçbir şey yapmayanlar yüzünden tehlikeli bir yerdir.
-Albert Einstein
44- Kimse kendini kandırmasın; herkes bir gün bir başkasının kalktığı yere oturabilir. 
45- Bir başkasının üzerine oturmaksa hiç bir kara parçasında affedilmeyecek. Afrika hariç değil.
46- İşkence yasaklanacak, bireysel terör serbest. (İnsan olduğumu öğrendiğimden beri kendimi sevmeyi bıraktım.)
47- Bach’tsız Martı Jonathan Livingston öldü. Onu Treplev vurdu. Bu kayıtlara böyle geçecek!
48- Seslerimiz kaybolmayacak. Peki ya sessiz çığlıklarımız?
49- (Ah!) TEHLİKE ANINDA KALBİMİ KIRINIZ!
50- Ellinci madde diye bir şey yok, bu tamamen bir takıntı ürünüdür. Öğretmenlerime bol şans, kopya çekmek serbest, rest çekmek ziyan, kaybolursan çocukluğunu kullan, karakterinde zayıf getirme, döverim!

SONSÖZ
_ Güliz’di değil mi?
_ Öyleydi.
_ Artık değil mi?
_ Di’li geçip gitmiş sorular sormayın sadede gelin lütfen.
_ Afedersiniz. Sonsözünüzü bölmek istemezdik fakat,
_ İstemediğiniz şeyleri yapmayın o zaman.
_ Fakat ben ve ekibim size bir teklif sunmak istiyoruz. Bir film projesi ve başrol için sizi düşündük.
_ Beni düşündüğünüzde neler hissettiniz?
_ Efendim?
_ Neyse düşünmeniz yeter, devam edin.
_ Şimdi, bu bir aşk filmi ve siz esas kızsınız.
_ Esas değil esaslı olabilirse o kısım.
_ Pardon düzeltiyorum.
_ Ben sonra düzeltirim siz devam edin.
_ Peki, esas oğlan da..
_ Bakın, öncelikle benim kurallarım vardır, öpüşürüm soyunurum ve sevişirim.
_ Nasıl yani?
_ Şöyle ki...




KIŞ CIVILTISI

Zamanın üzerimizden tüm kıvrımlarımızın şeklini alıp dökülmesi ne güzeldi..

Güzellik gibi geçiciydi..

Yaslandığımız ve yaslandığımız anılar gibi geçiciydi..

Sarılsana bana , üşüdüm.

Isınmak için değil, sonsuz bir üşümeyi dindirmek için böylesine seviyorum seni.. Hayır, sözlerimden gelene inanma (!)

Kalbim göz kırpan yıldızlar gibi. Dünyadan bakılınca görünmeyen, kendi ateşinde ıssız yıldızlar gibi..

Kalbimden gelene de inanma (!)

Sadece bir anın, sıcacık çekip buz gibi bıraktığım bir anın durdurduğu yelkovanım. Boş kovanda vızıldıyor arım, edebim.. Hayat, ey acı süt!

Gör artık taşıyamıyor beni ne erkeklerin ne kadınların!

İşte buna inan (!) Ben kış sesiyim! Tutuşmasıyım karın!

Çölün bittiği yerim ben! Çölden daha gerçek bir serabım!

Toplanıyor ayaklarımın altında yürüdükçe İstiklal Caddesi!

Buruşmuş çarşaflar gibi toplanıyor, biz göz göze geldikçe yalnızlığımız!

Yatağını arayan nehirler gibi.. Bir dağın çıkmazında..

Köklerinden çekilmiş, kendi içine batmış bir karaağacın gövdesine sızan nehirler gibi!

Bir kralı zehirler gibi kendi soysuz soyunda!

Toplanıyor, çekidüzen veriyor kendine sarhoşluğum, bildiğini bilmezden gelen tehirler gibi!!

Anlaşılmak hafiflemekse

Bir bardak çayın hiç içilmeden soğuması bu benimki

Soğumasını durdurmadan soğuması

Camı çerçeveyi çatlatıp çıkması!

Yada belki sadece

Çocukluğunun gözyaşını silme hevesi her insanda

Bir gün her insanda..

Gelip yanıma oturuyorsun bunlar geçiyor aklımdan..

Elini omzuma bırakıyorsun gizli bir rütbe gibi.

Alnıma, boynuma, saçlarıma..

Orda yaşlanıyor elin, ben yaşlandırıyorum onu –neden?!

Çizgilerden görünmez oluyor sonunda.

Ah !

Sözlerin dilimin üstünde bekleyen şeker gibi kararsız

Eski ve eksiksiz romanlar gibi pek

Sinik ve avuntulu şarkılar gibi banttan..

Gelip yanıma oturuyorsun bunlar geçiyor aklımdan.

Bilmem ki neden? Neden böyle seviyorum seni..

Belki de ilk kez düşündüğüm için böylesini.

İsyan etmemi beklerdin belki de şimdi..

Yanmamı, küllerimi savurmamı havalanan eteklerimin girdabında..

Bir defa.. Ah son defa daha!

Ama diyorum ya eskidendi.. Çok eskidendi o şarkılar..

Ellerin eskidendi.. Gözlerin.. dinlenmiş denizler gibi.. Eskidendi..

Harbiden de harbeden çocuklarındık senin!

Kış cıvıltılarındık göğsünde!

Vurduk mu yola topuklarımızı, körfeze tokat gibi çarpıp tek dalgayla tüm evrene yayılırdık!

Yayılırdı Aşk! Nuh demeyen bir Tufan gibi!!!

Hazırım hazır olmasına ama neye (?)

Gülerim kahkahasına ama ne için (?)

Hangi yalan geriye getirir dibe batmış geminin yaslı denizkızlarını..

Önümüze hangi yürekli korsan serer define haritalarını..

Unut gitsin diyorsun ya ; unutuyorum, ama gitmiyor!!

Pulları yitmiş, adresleri değişmiş arzularını hala bir ben mi çekiyorum içime?

Tenine misk gibi sinen o sevişmeyi ben mi kokluyorum?

Tersiz, kıpırtısız, kendi içine doğru boşalan o sevişmeyi!

Daha düşlerken sönen bir sigara gibi..

Hatırlar mısın ! Geceydi! Bir tek kalbimiz susmazdı!

Bomboş yollardaydık! Elele İzmir asfaltındaydık!

Hiçbir yere çıkmaz İzmir’in hiçbir sokağı.. Bilirim.

Kendine dökülür ışığı sokak lambalarının..

Bir şiir gibi kabarır Pasaport!

Bir şiir gibi, “ışıklı bir tesbih gibi Karşıyaka!”

Dünya denen sirki

Küfür denen şirki

her zerremi talan edip savururum sana! Görmez misin..

Hedefini şaşırtmaktan usanmış bir ok gibi!

Yayılırım sessiz göğsünde senin..

Derinliği kestirilemeyen bir uyku gibi yayılırım tüm bedenine vuslatla!

İşte ! Çıplaklığım sadece senindir işte o zaman!

Kalbim dilimdir!

Arzuların dinimdir!

Kabarırım ağzının deydiği yerlerimden bir kalıp sıcak kek gibi!

Parmak uçlarınla uzanıp aldığın bir mucizeye çeviririm hayatı!

Bir baştan çıkmaya!

Herkese kısmet olmayan bir baştan başlamaya! – yaşadık! Yalan mı?

– yaşadık! Değişir mi hatıralar da!!

Özlüyor musun bilmem ; ürkek bir ağzın tadını?

Hani o kabına sığmaz kek gibi dağılmaya pekişir “şu an”!

Hani unutulmuş bir dil gibi yeniden gün ışığına çıkan!

Ah yutup unuttuğun şeyler gibidir yıllar..

Yıllar geçti .. unuttun mu sahiden? Unutulur mu o dipdiri erguvan!!!

Belki de hatırlar ama üzerinden geçersin.

Ben geçer miyim? Geçmem. Ama çağırmam da...

Ah be ah gençliğin iki yüzlü dolunayı Fahriye Abla!

Yalnız kendine çıkan sokaklarında sakız gibi gezdirirsin aşklarını hala!

Ağzımdan ağzına geçtikçe büyüyen, tatlanan bir sakız gibi

Yapışırsın yakama!

Elinden gelse geri getirir misin o zamanları?

Getirmezsin. Ben de getirmem. Ama durduramam da!

Akar yönsüzlüğümün içine o nehir, yıllar öncesinden sızıp, tam da talan çağımda!

Ateşsiz yanan, şehvetsiz inleyen adımı bağırır Ester!!

Sinmek ister de bir zerremi bulamaz delirir!!

Sen olsan duymazdan gelirsin. Ben de gelirim..

Ama aklımdan çıkmaz da!

Ama aklımdan çıkmaz da!!!