TEHLİKE ANINDA KALBİMİ KIRINIZ


_ Sürgüle kapını, açma.
Kim sorarsa beni ‘yok’ de.
‘Yokluğu bile gitti !’


Bir eliyle kalbini tutuyordu. (memnun)
Diğer eliyle güneşi gösteriyordu. (hırçın)
Düşüneceksin ; yalın yürek, boşluktan çekip çıkardığın o duyguya bir isim bulmaya çalışacaksın. Herkes kadar ve hiç kimseye benzemeyen, o yarı yüzüne felç inmiş kambur düşü düşünmekten yorgun düşeceksin.


‘Uzan’ dedi çoğu. ‘Uykuya öykün. Ben bir melek kadar gerçeğim ve hiç bir kuyu yoktur ki uykuya açılmasın.’
‘İnceliğine yenik düştüğün yaprağın damarlarında bile kan var. O yürüyorsa hala ben duramam.’

Aldandın sen.. ki biz çoğu kez aldatıldık. Uyku uyumuyor. _ Basit çok zor.. !
Susturmalıyız koynumuzdaki DEMİR FİLİ.

Ayağa kalktın. Öğrendiğin her şeyi silinmez bir mürekkeple ajandana not ettin. Yıllar geçtikçe silgilerinin üstüne yazmayı da öğrendin tüm olan biteni.
Kendini, el bile sallayamadan, yüzün yüzüne kayıtsız, terk ettin.
Herkesin kendi için dilediği o masalı sen de diledin. ‘Bak girmiyor kabuğuna gün ışığı.’ , ‘Seni burada kimse tanımaz.’ replikleri..
Tanısa da konuşacak halin kalmadı. İçine çöktün. Ağla.. Senden olmayana dilsizliğin yenik düşürünce o masalı anımsarsın.
Unut ! Ben o masalı da okudum. Çıkmıyor hiçbir sokağı uykundaki kente.
‘Tehlike anında kırılan bir kalbim var benim.’
(Çift) kişilikli bir kadının kendiyle yaptığı düet
“Kara kutu tek delil.” liste başı.

Koşacaksın. O kadar hızlı ve öyle uzağa koşacaksın ki, senden çalıp sana armağan ettikleri tüm sözcükleri rüzgarın şiddetiyle bir bir yutacaksın.
Gözlerini kapat. Suya inen küçük tayın hikayesini anımsa. Yaslandığın her şeyin aslında sana yaslandığını, güzel dediğin her şeyin, her an bir kahve lekesi gibi dönüşebileceğini.

Issızsın.. biliyorum. Üşüdüğünde kibritten hayatlar yakarsın.
Dehanın ‘nasıl’ından sıyrılıp, inatla ilkelin ‘neden’ini sorarsın.
Merak ettiğin eski zamanlarda da aynı mevsimler barındı. Yüzyıllardır aynı yağmurla ıslanıyoruz. ‘Yok’suzluk inancı hala yazdırıyor. Karşılaştığın bir yüzü karanlık ayrıntılar hala ayın uzak çekiciliğine uzun uzun baktırıyor seni. Kapıyı çarpıp çıkan her anı’n, sırtında yeni kapılarla, ter içinde geri dönüp kapını çalıyor.. ve sen hala aynı soluğu alıyor, aynı ruhu alıkoyuyorsun içinde.

Botları çamur içinde kalmıştı. Takıntıları da o çamur gibi bir yağmurla sanki siliniverecekti. Kendine teslimiyet kadar yakın ve uzağı hatırladı. Yağmura baktı bir süre. Yağmur da ona bakıp başını defalarca yere eğdi. Otobanda oluşan çukurların içine biriken suyu izledi.

Sonra her şeyde halkaları göreceksin. Zaman gibi nesneye paralel açılacaklar.
Yaşlı bir yüz profilinin göz altlarında oluşan mor halkalara hafif flu bir geçiş.
Not et. Bir senaryonun eksik ayrıntısı olabilir bu.
Belki de hiçbir zaman bir senaryon olmaz..

Yağmurun sicim gibi akışını tokatlayıp, bir ilmekle boğazına geçirirsin. Ölümünün biçimini kurgulamayan bir kişi bile tanımıyorum. .. _ Bulamayacaksın.

Ney’in sesini özledim. “Erdem denen cinneti.” İsimler sözlüğünde adını aramayı, ‘yok’lamada var olmayı. Zil çalınca ayağa kalkan eğitilmiş insanları..
Şarap istiyorum.

Ağlayana kadar iç. Sonra koş. Kaç, git buradan. Son durağın ardındaki küçük tahta kulübeyi geç. Oradan kendine kuzey gelen yere doğru hızla ilerle.

Ayakkabı tamirciliği yapıyor, eskiden nalbantmış. Ellerindeki lekelere “Gölgede kaldımdı.” diyor.

_ rujum bozulmuş mu ?
_ evet iğrenç görünüyorsun !
Hadi söyle bunu.
Soran ilk kişiye, ‘İğrenç.. ve aslını istersen umrumda bile değil !’ de.

Aldatıldık biz. Sorduğumuz adres defterlerinde bile yırtık sayfalarız. Uyuduk, eğildik, koştuk, ağladık, ..büyüdük bile (?) _ Belki yalan bile söyledik ! Bunu bile yaptık kendimize. Bak bana. Yüzümden akan bağışlama hissi çoğu kez bir suçlu olmayışından. Ağla beni. Koş diyorum, yalan söyle ! Makarnadan bir yalan diz ipe. Yalandan benim yerime özür dile. Bir özrüm olursa kalırım.

Ona dokunmayışım nefretimden değildir, söyle. Bilsin; onu sevdiğim için girmedi, onu daha fazla incinmesin diye almadım hayatıma.

Çoğumuz bir Aşk meyvesiyiz.
“Azımız patlak prezervatif meyvesi.” diye güldürdü biri beni. “Tüm erkekler gay potansiyeli taşır”, dedi. “Lezbiyenlikse yapay, sentetik geliyor bana, hahhahhay!!” (?) ! ? ...
_ Bu ne kibir yahu! Suyun da kaldırma kuvveti var. Bulanı boğuyor !
...

Eğilip alacaksın hayatını yerden. Aşk’ı, uzanıp kopardığın yere yapıştıracaksın. Cebinden çıkaracaksın “Yalnızım; Özgürüm !” oyunundan artan bilyelerini.
Bir elinle kalbinin ortasında çarpan kapıları yumruklarken, bir elinle güneşi göstereceksin.

“ Patlak bir hayatın tesadüfen’ inde kaldım. Söyle bana ! Aralık ayında içinden yerle yeksan geçtiğimiz aralık kapılar da olmasa..”

_ Unut ! ..sürgüle kapını. Açma ! Sakın açma. Sakın onu avuçlarında çırpınan bir güvercin yavrusu gibi, kendinden bile. Bir gün uçsa bile.

“ Ben bir meleğim. Bir melek kadar gerçeğim.”

_ Sürgüle kapını !

“Aynı yağmurla ıslanıyoruz, içeri al beni.”

_ Açma !

“Beni tanımıyorsun.” , dedi. “ Bana ağlayabilirsin o halde. Ama önce kapını açmalısın. Anahtar deliğinden nişan aldığın kalbimi kırmalısın. Tehlike anındayız. Yalnız ikimiz kaldık.” ...

Açmadı bütün gece kapısını. Yabancı gitti. Bir daha dönmedi ve aslında orada bile olmamıştı belki. Yalancıktan bir sürgüydü islenen, kalbimizdeki tıkanıklık. Yalancıktan süpürdük geceyi. Yalancıktan uyuduk sabah olunca. Avuttuk koynumuzdaki demir fili. ‘Sonsuza dek mutlu yaşadık.’ Kim sorarsa sorsun orada yoktuk. Bir karanfil kokladık. Ağlamayı hatırladık. Avcumuza yalancıktan ağladık da. Bir tay suya indi. Suya baktık ..

Artık tayın yerinde duran ay gölgeli o haritanın sırtındaydık.