Deliliğin tüm inceliklerine...

CİN'AYETLERİNİN BAYAN KUŞUNA FAZLADAN BİR ÖYKÜ

DİKKAT ! / KIRILIR


Sevgili Bayan Kuş;

gecelerdir konuşuyorum. bazen sustuğumu bile duyduğum oluyor. yürek kendine mi döküldü hangi gece, ya da o dilimizden düşürmediğiniz hangi notayı kaç gecelerce nerede yitirdik biz, bilemiyorum... hala ses soluk yok. hala soluk bir ses bile yok. bu defa ne düşüyor ne de ihtimallerin düşünde yaz olan elimden kapı aralıkları mavisi umuyorum. avucum kapalı. sürpriz bir iyi niyet diye değil ama, bu defa açık değil diye yalnızca açık değil diye kapalı.

“bir gün..” bu sözcük bir çocuğu hangi unutuşta saklar? defterlerimiz yalan söylemiyor ama söylemiyor defterlerimiz.. terliyorum. an ter içinde düze çıktığımız ne kadar yanılgımız kalmışsa yorumluyorum sana.. ya da “bir gün’lüğümüze” yakalım gitsin. devam edemeyeceğimden değil dostum, devam etmek.. devam etmek, ben.. sadece.. unuttum..

Sevgili Güliz


bir varmış, bir varMIŞ...

_ içerden sesler geliyor bana kimsenin olmadığını söylemiştin!
_ seni aldatmıyorum, seni ben aldatmıyorum, ben bunu hiç yapmadım! hiç yapmadım ki!

..yapmadı. seni aldatmadı. yüzündeki yara izi çocukluktan bile kalmadı
ismi bir anneye yabancı her çocuğun saklandığı unutuşta masallar
kimliklere çıkmaz sokak! hep öteki yüzü, taşın bile!
“bu hep olur”
“bu hep olur”
..denildikçe zamanlanmamış “bir gün..” kayıplı her replikte, anneye gebe babaya
körebe büyüyor - çizgiye basmama telaşında - üstünden atladığınız ayrıntılar.

_ ama doğru, hep oluyor bu ben emin..
_ olma! sakın olma!
_ senin yaşın kaç?
_ ben kovaladığı yel bozulmuş her saatin kendi doğrusuyum.

..aşkın kaç? aşkın kaç? sor hadi, ben yine mağaralarım gün ışığını, yine
çizerim kozana o renkli kanatlardan, hadi!

_ kaç? şey, kaç git buradan! seni bulabilirlerse yaşatacaklar, çabuk! git buradan, kaç!!
_ neden?
_ canın yanabilir! ama asıl sorun bu da değil, canını bir daha kimse yakamayabilir! hayır aslında sorun bu ikisi de değil, bir gün canının yanmasını istediğinde beceremeyebilirsin!

ÇIKMAZ SANILAN SOKAKLARIN
EN ÇIKARLI ANLAŞMASIYDI ÖZÜR’LERİMİZ
SUÇLAR YALANDI
DAVALAR DA BU YÜZ’DEN DÜŞ’TÜLER

_ sen karaktersizin tekisin, bırakmadığının okul olmadığını herkes bir gün öğrenecek nasılsa!
_ aynı şey, farkı ne? insana kapatılan örtülerle, örtülere kapatılan insan arasında yalnızca gereksiz bir virgül var. hatta o denli gereksiz ki gereksizliği bile unutulmuş.
_ gereği siz! gereği siz! hayatındaki en dişi repliği atlıyorsun sen!

HANGİ DAİREYE YÖRÜNGELERSENİZ
YÖRÜNGELEYİN BU KUŞ YAŞAMIYOR

_ on sekizinde bir insan kendi ismine inandırılmayı neden seçsin?
_ çünkü gerçek bir taneyken aslında tek bir doğru yok. Ateş hiçbir işe yaramadı anlamıyor musun? yalnızca işe yarayacağına öyle inandılar ki.. inanç! zincirleri seviyorsan pası da dinlemen gerekir, biz güneşe çıktık, açıklığa, vurulmuşluğumuzun düşsel avunmasına! anlaman gerekir! bilmediğini anlaman gerekir! zincirler kopunca, yeraltı ayrılınca tenden, yazılanlar dikiş tutmayacaktı!

ZİRA HER ŞEYİ HAVAYA FIRLATIRSANIZ
HER ŞEY OLASIDIR

_ canın yanıyor mu? ne yapsak.. dur ben oksijenli suyla pamuk hazırlayayım. canım yan masadan yara bandı alıp gelebilir misin?
_ canım yanmasa.. neyi en çok yapmamış olsak.. ve sen durmasan.. ve ben yara bandı yapıştırılmış bir masada yalnız pamuk kadar burada olsam..

PAMUK KADAR..
BU ÇOK AĞIR BİR İTHAM DEĞİL MİDİR?
HALBUKİ ÇIPLAK DOĞUYORUZ
( SEN NE DERSİN? )

_ ben hiç eskimeyen bir makyaj biliyorum. çünkü ben hiç eskimeyen bir makyajı, biliyorum!
_ hiç yalan söyledin mi?
_ sanmıyorum. uyumayabilir misin?
_ uyuyabilir misin?
_ belki..
_ belki..

.. gölge ses oldu sonra, yankı nefesini tutunca çiçekler hikayeleri unuttu, ve hatırladı masalın unutkanı: “harikalar diyarının fincanları dipsiz ” ..elimizde değildi anlamıyor musunuz, elimizdekine isyan elimizde değildi!

_ müziği değiştirebilir miyim?
_ elbette.. neden?
_ ritmi saatin saniyesiyle uyumlu değil.
_ anlıyorum seni. ben de maviyle moru yan yana sevemiyorum. içimde onu yarım taşıdığım şeylere karşı bir tür hafifletici öfke sanırım.
_ ah keşke elimden gelseydi de sana yardım edebilseydim.
_ ne saçma şey bu! özgür irade hep vardır, artık kandırılmaktan vazgeçebilir miyiz lütfen.
_ neden?
_ çünkü hoşuna gitmeye başlıyor!

ZİRA HERŞEYİ YERE FIRLATIRSANIZ
HER ŞEYİN YARISI OLASIDIR

_ mektupların gelmiş.
_ beklediğim yok aralarında. Ama biri isimsiz ve mührü balık pulu.
_ içinde ne var?
_bir yığın solgun fotoğraf, sipariş ettiğim makyaj malzemelerinin gecikeceğini bildiren bir kart, üç tane evlilik yüzüğü, yeniden sahneye konulan “büyümenin trak’edyası” oyununa çift kişilik bir davetiye, üzerinde “tutulamamış dilekler, yüzen anı kırıntıları, silinmiş ana diller, incinmiş mahremiyetler, tercüme edilemeyecek şakalar, gerçekleşemeyecek gelecek umutları, yitirilen aşklar, değişik tonda çınlayan sözcüklerin unutulmuş anlamları ve Saire için şiirler” yazılı içi boş bir ajanda. Bir de, küçük bir boy aynası..
_ aynaları severim.
_ neden?
_ güneşe çıkarmadıkça sır tutarlar. bakabilir miyim?
_ zarfı açamıyorum ki çok tanıdık..

ZİRA HER ŞEYİ KENDİNİZE FIRLATIRSANIZ
İKİ ŞEY OLASIDIR

_ seni seviyorum!
_ ben de seni seviyorum ama,
_ ama? düşündüm de hayır ben aslında seni sevmiyorum!
_ zaten ben de yalancıyım!
_güzel
_tamam o zaman

..kör bir bıçak gibi sevdik sevdiğimiz her şeyi
sonra bir gün
ama hep o “Bir gün…” (!)

_ ustası çocukluğu olan yirmi bir yaşındaki bir yetişkine verilecek tavan arası cezaları yasası.
_ efendim?
_ Güliz’le görüşecektim.
_ ne oldu görüşemediniz mi? umarım hasta değildir, gerçi biraz önce odasında gayet sağlıklı kitabını okuyordu ama, ..-
_ saçmalamayı kes de onu buraya çağır daha yazacak çok repliğim var!

..biliyor musunuz, bazen insan korkularına güvenmeyi bilemediği için Neyi unutur.

İNSAN SESİNE YAKINLAŞTIKÇA
HER ŞEY AĞLIYORDU

_ alo..
_ sen delirdin mi Güliz şu an evde olmaman gerekiyor!
_ neden?
_ çünkü birazdan hikayenin en önemli bölümünü yazacağım ve bu sefer de dinlemezsen canın yanmayabilir. Ama asıl sorun bu da değil, hiçbir şey canını yakmamaya başladığında canın çok yanabilir. Hayır, aslında sorun bu ikisi de değil, bir gün canının yanmamasını istediğinde bunu beceremeyebilirim!


DİKKAT !
/ etseydiniz kırılmazdı

kaldırımlar hala çizgiye basmama telaşıyla tango yapıyor. Hayat’ın saçlarında izim kalmadı diye hüzünlendiğim oluyor bazen ama, o beni sevdiğini söylemişse her şeye rağmen sevebilmiştir diye düşünüyorum, sen ne dersin? birkaç masal daha okuyacaktım ona ama ilk okul bitti. ve biliyor musun ben, ilk okulda sanırım yalnızca şunu öğrendim:
bir sabah sınıfımdaki kızlardan biri bana gelip, “o kız bir spastik, neden onunla arkadaşlık yapıyorsun ki?” dedi. Spastik ne demek ? diye açtığım ansiklopediden sonra okula gittiğimde, Hayat yine saçlarımı okşayıp bana “seni üzüyor muyum?” diye sormuştu. “hayır, üzmüyorsun. ben seni üzüyor muyum?”, “yooo.” değişen tek şey, benim onun bir spastik olduğunu biliyor olmamdı artık, ve aslını istersen sevgili Bayan Kuş, değişmeyen tek şey, bizdik. insanlar büyümüyor olabilir mi? belki de büyümek, bu zaman aşımlı bedenler görüntüsünden ibaret değildir. görebilmenin bileti Bilgi’nin gözünde oturup kendimi, dünyayı, zamanı, hayatı oradan seyretmenin bile, sonsuzluğun ortasında ne kadar küçük bir yer kapladığını fikir edinince, görüntülerin olgunluğunda beliren önyargıyı feshetmem gerektiğini anladım. Büyümek bilmektir. Gerçeğe götüren doğruları bilme, öğrenme isteğini yitirmiş insan büyüme ağacının olgun meyvelerinin sulu ve serin gölgesinde uyuyakalmış gibidir. Bilgi; gerçeğini değil, doğrularını değiştirebilir senin.. uyanık sularda seyret O’nu, ve inan O’na.

hala okuduğum en güzel şiiri ki “sokaklarda yitirmiş, cebimde bulmuşum.” bir ağaç gibi kal dostum, ustası toprak bir ağaç gibi, ve toprak gibi kal dostum, anladıkça ağaç bir toprak gibi!

Sevgili Güliz

bir yokmuş, bir yokMUŞ...

_ yenildik biz anlatman gerekiyor. Belki de isimler, yani bir zaman sonra onlar bize anne oldular sanki.
_ “şefkatin bir annede güle değil
dikene eğimliliği.”
_ neyi arıyordun sen?
_ biliyor musun, sanırım öyle çok şey buldum ki.. spastik bir kızın adının Hayat olması örneğin. ama Hayat’ın anlattığı masalı hiç anımsayamıyorum.
_ peki neyi arıyordun sen?
_ ney.. insan sesine yakınlaştıkça,
_ ama sen NE’yi arıyordun?!
_ ama sen bir hayvanda onu görmenin ne demek olduğunu biliyor musun?
_ hayır ama,
_ bir kadında belki!
_ bir adamda belki.. belki.. ama ben biliyordum, bir gün..
_ bir gün onu bulacağını biliyordun!
_ evet arıyord... hayır aramıyordum.. ben.. ben aramıyordum!
_ aramıyordun doğru, çünkü zaten bulacağını bildiğindi aradığın.
_ bir gün..
_ çok yalnızım..
_ çok yalnızım ama,
_ yalnızlığın ama’sı olmaz!
_ ? ..şey, ben..
_ yalnızsın.

ZİRA HER ŞEYİ HİÇBİR YERE FIRLATMAZSANIZ
YİNE DE TEK BİR ŞEY OLASIDIR

_ müziği değiştirebilir miyim?
_ elbette.. neden?
_ aynı şeyi dinlemekten sıkıldım.
_ tamam. ne dinlemek istersin?
_ sanırım bir süre sessiz kalmamız iyi olacak.
_ ama bu gün senin doğum günün.. ?
_ yazmayı bırak ve dışarı çık o halde!!

.. sonsuz olanı ihtimal seslere giydirince inanç, ve parantezdir; hüzün yaradılışı gereği sağır, unuttu kokusunu karanfildeki rengin. bu hikaye kurulalı beri can alır derlerdi kuşkusuna, oysa emin olamadıklarımızda değil, fikrimize düştü düşeli, ve uyandı uyanalı yüreğimize, emin olduğumuz tek bir şeyde açacaktı rengimiz.. bir dua öncesi gibi kendi gövdesinin seyircisi kelimeler, kelimeler buz gibi her hecede yalnız kendi sesini işiten, berraklığı ifadelenmenin mahcubu, bir yığın solgun fotoğrafta, sipariş edilen makyaj malzemelerinin vedaya geç kalmışlığında, üç evlilik yüzüğünden parmağa uymayanının dulluğunda, yeniden sahneye konulan “büyümenin trak’edyası” oyununun tarihinden bir gün sonra hatırlanan “çift kişilik” burukluğunda, üzerinde “tutulamamış dilekler, yüzen anı kırıntıları, silinmiş ana diller, incinmiş mahremiyetler, tercüme edilemeyecek şakalar, gerçekleşemeyecek gelecek umutları, yitirilen aşklar, değişik tonda çınlayan sözcüklerin unutulmuş anlamları ve Saire için şiirler” yazılı içi boş bir ajandanın beyaza kesen kaleminde asılı kaldı.

BENDİM HEP
DAĞINIKLIĞINIZA YABANCILAŞTIĞINIZ ADRESİNİZ
KALBİNİZE YAŞIYOR SÜSÜ VEREN JENERİĞİNİZ
KIRICILIĞINIZI DENEDİĞİNİZ TEDBİRİNİZ!!
( Boşluğunuza gül koydum,
Ağladı.. )

Sevgili Bayan Kuş,
bu sabah, üzerinde çalışamadığım tek yazıyı açtığımda, yazmaktan ter içinde kalmıştı çizildiğinden haberdar olabildiğimiz kadarını. öncelikle gönderdiğin ayna için teşekkür ederim, onunla her gün kendime bakıp seni hatırlıyorum. son yazdığın hikayeyi de okudum ve çok beğendiğim. fakat sonu biraz havada kalmış diye düşünüyorum. eğer bunun nedeni kelimelerin de asılı kalmışlığıyla kurulan biçim yakınlığıysa güzel bir ayrıntı, etkilendim. Bir varlığın boşluğuna koyulan gül’ün (gül’mek yerine) ağlaması de hüzünlü bir kınama ve çarpan bir tezat bence. Bir de benden tüm öykü ile ilgili yorum yapmamı istemişsin. Ayrıntıcı bir çocukluğun olduğunu hatırlatmak zorundayım, tüm öyküyü ince ince yorumlamak onlarca sayfamı alacak, belki bunun yerine sana, okuduğum öykünün etkisiyle yazdığım bir şiiri armağan etmeliyim, umarım hislerimize aracı olur.

BAYAN KUŞ VE SONSUZLUĞUN GÖÇ YOLU

“ rengimiz suya çalan bir orkestra
insanlarla şeritlenmiş nehirler
bilgi demiş ki
yıkanamaz hiç kimse
aynı nehirde iki kere
bir kerede inanmışız

bu gün benim bir aynam var
ona baktığımda bana bakan
peki bana bakmaz mı aynalar
mesela gözlerimi kapasam

insan aldanmaya görsün
akan suyun zamanına
ve renklerimiz ayrılmaya görsün birbirinden
çocukluğumuz:
şarkıları duyunca
melodiyi unuttuğumuz

müziğe kızmayın Bayan Kuş
müziği değiştirmeyin
ZİRA TEKBİR ŞEY OLASIDIR
NÜVESİNDE HER ŞEYİN!”
Sevgili Güliz

..uyumadan önce dinlediğiniz, ve yaşamadan önce ezberlediğiniz her masal yarımdır. aynalar yeter ki kendine kırılmasın. parantezdir; yürek yaradılışı gereği alın!gan, aratılışı gereği yaslı.. yanisi;

DİKKAT !
/etseydiniz de kırılacaktı

TEHLİKE ANINDA KALBİMİ KIRINIZ


_ Sürgüle kapını, açma.
Kim sorarsa beni ‘yok’ de.
‘Yokluğu bile gitti !’


Bir eliyle kalbini tutuyordu. (memnun)
Diğer eliyle güneşi gösteriyordu. (hırçın)
Düşüneceksin ; yalın yürek, boşluktan çekip çıkardığın o duyguya bir isim bulmaya çalışacaksın. Herkes kadar ve hiç kimseye benzemeyen, o yarı yüzüne felç inmiş kambur düşü düşünmekten yorgun düşeceksin.


‘Uzan’ dedi çoğu. ‘Uykuya öykün. Ben bir melek kadar gerçeğim ve hiç bir kuyu yoktur ki uykuya açılmasın.’
‘İnceliğine yenik düştüğün yaprağın damarlarında bile kan var. O yürüyorsa hala ben duramam.’

Aldandın sen.. ki biz çoğu kez aldatıldık. Uyku uyumuyor. _ Basit çok zor.. !
Susturmalıyız koynumuzdaki DEMİR FİLİ.

Ayağa kalktın. Öğrendiğin her şeyi silinmez bir mürekkeple ajandana not ettin. Yıllar geçtikçe silgilerinin üstüne yazmayı da öğrendin tüm olan biteni.
Kendini, el bile sallayamadan, yüzün yüzüne kayıtsız, terk ettin.
Herkesin kendi için dilediği o masalı sen de diledin. ‘Bak girmiyor kabuğuna gün ışığı.’ , ‘Seni burada kimse tanımaz.’ replikleri..
Tanısa da konuşacak halin kalmadı. İçine çöktün. Ağla.. Senden olmayana dilsizliğin yenik düşürünce o masalı anımsarsın.
Unut ! Ben o masalı da okudum. Çıkmıyor hiçbir sokağı uykundaki kente.
‘Tehlike anında kırılan bir kalbim var benim.’
(Çift) kişilikli bir kadının kendiyle yaptığı düet
“Kara kutu tek delil.” liste başı.

Koşacaksın. O kadar hızlı ve öyle uzağa koşacaksın ki, senden çalıp sana armağan ettikleri tüm sözcükleri rüzgarın şiddetiyle bir bir yutacaksın.
Gözlerini kapat. Suya inen küçük tayın hikayesini anımsa. Yaslandığın her şeyin aslında sana yaslandığını, güzel dediğin her şeyin, her an bir kahve lekesi gibi dönüşebileceğini.

Issızsın.. biliyorum. Üşüdüğünde kibritten hayatlar yakarsın.
Dehanın ‘nasıl’ından sıyrılıp, inatla ilkelin ‘neden’ini sorarsın.
Merak ettiğin eski zamanlarda da aynı mevsimler barındı. Yüzyıllardır aynı yağmurla ıslanıyoruz. ‘Yok’suzluk inancı hala yazdırıyor. Karşılaştığın bir yüzü karanlık ayrıntılar hala ayın uzak çekiciliğine uzun uzun baktırıyor seni. Kapıyı çarpıp çıkan her anı’n, sırtında yeni kapılarla, ter içinde geri dönüp kapını çalıyor.. ve sen hala aynı soluğu alıyor, aynı ruhu alıkoyuyorsun içinde.

Botları çamur içinde kalmıştı. Takıntıları da o çamur gibi bir yağmurla sanki siliniverecekti. Kendine teslimiyet kadar yakın ve uzağı hatırladı. Yağmura baktı bir süre. Yağmur da ona bakıp başını defalarca yere eğdi. Otobanda oluşan çukurların içine biriken suyu izledi.

Sonra her şeyde halkaları göreceksin. Zaman gibi nesneye paralel açılacaklar.
Yaşlı bir yüz profilinin göz altlarında oluşan mor halkalara hafif flu bir geçiş.
Not et. Bir senaryonun eksik ayrıntısı olabilir bu.
Belki de hiçbir zaman bir senaryon olmaz..

Yağmurun sicim gibi akışını tokatlayıp, bir ilmekle boğazına geçirirsin. Ölümünün biçimini kurgulamayan bir kişi bile tanımıyorum. .. _ Bulamayacaksın.

Ney’in sesini özledim. “Erdem denen cinneti.” İsimler sözlüğünde adını aramayı, ‘yok’lamada var olmayı. Zil çalınca ayağa kalkan eğitilmiş insanları..
Şarap istiyorum.

Ağlayana kadar iç. Sonra koş. Kaç, git buradan. Son durağın ardındaki küçük tahta kulübeyi geç. Oradan kendine kuzey gelen yere doğru hızla ilerle.

Ayakkabı tamirciliği yapıyor, eskiden nalbantmış. Ellerindeki lekelere “Gölgede kaldımdı.” diyor.

_ rujum bozulmuş mu ?
_ evet iğrenç görünüyorsun !
Hadi söyle bunu.
Soran ilk kişiye, ‘İğrenç.. ve aslını istersen umrumda bile değil !’ de.

Aldatıldık biz. Sorduğumuz adres defterlerinde bile yırtık sayfalarız. Uyuduk, eğildik, koştuk, ağladık, ..büyüdük bile (?) _ Belki yalan bile söyledik ! Bunu bile yaptık kendimize. Bak bana. Yüzümden akan bağışlama hissi çoğu kez bir suçlu olmayışından. Ağla beni. Koş diyorum, yalan söyle ! Makarnadan bir yalan diz ipe. Yalandan benim yerime özür dile. Bir özrüm olursa kalırım.

Ona dokunmayışım nefretimden değildir, söyle. Bilsin; onu sevdiğim için girmedi, onu daha fazla incinmesin diye almadım hayatıma.

Çoğumuz bir Aşk meyvesiyiz.
“Azımız patlak prezervatif meyvesi.” diye güldürdü biri beni. “Tüm erkekler gay potansiyeli taşır”, dedi. “Lezbiyenlikse yapay, sentetik geliyor bana, hahhahhay!!” (?) ! ? ...
_ Bu ne kibir yahu! Suyun da kaldırma kuvveti var. Bulanı boğuyor !
...

Eğilip alacaksın hayatını yerden. Aşk’ı, uzanıp kopardığın yere yapıştıracaksın. Cebinden çıkaracaksın “Yalnızım; Özgürüm !” oyunundan artan bilyelerini.
Bir elinle kalbinin ortasında çarpan kapıları yumruklarken, bir elinle güneşi göstereceksin.

“ Patlak bir hayatın tesadüfen’ inde kaldım. Söyle bana ! Aralık ayında içinden yerle yeksan geçtiğimiz aralık kapılar da olmasa..”

_ Unut ! ..sürgüle kapını. Açma ! Sakın açma. Sakın onu avuçlarında çırpınan bir güvercin yavrusu gibi, kendinden bile. Bir gün uçsa bile.

“ Ben bir meleğim. Bir melek kadar gerçeğim.”

_ Sürgüle kapını !

“Aynı yağmurla ıslanıyoruz, içeri al beni.”

_ Açma !

“Beni tanımıyorsun.” , dedi. “ Bana ağlayabilirsin o halde. Ama önce kapını açmalısın. Anahtar deliğinden nişan aldığın kalbimi kırmalısın. Tehlike anındayız. Yalnız ikimiz kaldık.” ...

Açmadı bütün gece kapısını. Yabancı gitti. Bir daha dönmedi ve aslında orada bile olmamıştı belki. Yalancıktan bir sürgüydü islenen, kalbimizdeki tıkanıklık. Yalancıktan süpürdük geceyi. Yalancıktan uyuduk sabah olunca. Avuttuk koynumuzdaki demir fili. ‘Sonsuza dek mutlu yaşadık.’ Kim sorarsa sorsun orada yoktuk. Bir karanfil kokladık. Ağlamayı hatırladık. Avcumuza yalancıktan ağladık da. Bir tay suya indi. Suya baktık ..

Artık tayın yerinde duran ay gölgeli o haritanın sırtındaydık.