BAHAR NEZLESİ

~ birşubat ~

hala alışabiliyorum. Hala görebiliyorum gözlerini sandıktaki anahtar deliğini kapatarak. Bir gidenle, yine o kalanın yastutuşunu, elinden bir yeşile, bir buluta çarparak düşürür gibi kendini içiyor ve bir benzerini daha kaybedeceği kendi kurduğu yolunu yoldan çıkarabilecek kadar tanıyarak kayboluyor. Hüzün .. ? değil.

Günahı koklamak istediği gecelerden bir diğeri an’ı köşeye sıkıştırıyor. Yalnızca güneşlenmek istedi kuytunda. Bakmak ya da ‘ışık benim’ demek .. degil !

Suç arıyor elinin deydiği ama yüreğinin uzanamadığı her halı altı göz yanılgısı aşkta.

Kimseyi düşünüyordu. Benzerliğin nasıl bu denli şaşkınlıkla yadırganabildiğine uyanıyordu. İnadına üşüyordu içindeki yaz sıcağını düşünürken; toprağı toprağa düşürürken.
..ve acımıyordu artık, içinin içindeki içi.
Defterlerinin arasında kuruyan kalbini bir gün kime verecekti ve ne zaman .... (?)
kumbarasında boşluk biriktirdi. Kapalı kapılar ardında kapalı kapılar ve ardında kapalı ve kapılar ..

hareketsiz olanı düşündü. Kimse farkına varmadan, ki kimsenin de kendini farkına varmadığı yıllarda, yıllar sonra farkedeceği uzun bir çocuk sizofrenisiydi.
İçinden at artık ardındaki yalanı.
Kaybın ağrısını azaltarak oynadığın ‘ben özellikliyim’ yalanı. Kişi kaybettiklerini mi arardı, yoksa kişi kaybettiklerindeki kendini mi aradı. (?)

“ ..ben bir meleğim,
bir melek kadar gerçeğim !”

sonra bir yalan edinilir. İçinde olmanın huzuruyla, içinde olmadığın ve aslı’nda hiç senin olmadığı gerçeği, ağaç ve ‘gölgesi ne güzel’le ört-PAS edilir.
Yıllarca o gölgede -kendinden gizli- bencilliğini saklarsın. Ağaç kurur, ağacın içi çürür .... bakmazsın. Kurgulamadığın, böyle olmamalı bile diyemediğin bir gece, sesi nicedir kendi boşluğuna yankı bir çığlıkla, ses'sizliğe devrilir agaç. O son dakika yalnız, iki ayrı yana açılmış perdelerin elleri kavuşur birbirine.

Yok! olur.

Anne kokusu, kendi nehir yatağında ölü bulunur. Gölge kendini belli etmez.

Gölge konusmaz, gölge çürümez, kurumaz.
Sen gölgeyi seçmedikçe, gölge kimseye ağacı oynamaz.

Kirlettiğin yabancılığının, görmeyi istemediğin benzerliğinde kalacaksın. Kalabalıkları aşıp, kendinle kaldığın anlarında öçlenirken, aydınlık bir farkındasızlıkla tutunduğun ‘kayıp zaman acıması’ bıraktığın yerde olmayacak.

Kendine bir bak! Boşalamazsın (huzur) ve kanayamazsın (hüzün) sen.
Sen bunca alışabilirlikli bahar nezlesi soluduğun sayıklamalarınla, ‘seni ben yarattım!’ boşluğuna sığıntılı yaşayamazsın.

Öğrenmelerden evvel getirilenlerle uyandığın ilk kayıp sabahın kokusu, nefesi, buğusu için .. belki yalnızca Aşk için;
O’NU
BANA
BAĞIŞLA.

..ve dua et, çünkü ölüşten akli dengesi yetersizleriz.

Zamanıbirlik bu yolculukta bize sunulanlar, bizim kendimizi başkalarına sunuşlarımızdaki tavırla saplanır karayolumuza. Yol geri çekilir ayaklarımızın altından usulca. Anılarından seni gözetler bir düşe yatarken unutma; ayrılıkta ‘bitmeyen öfke, bitmemişAşk’tır !’
..ve bir aşk bağışladığın düşünü terkederken
(hayattır, hatadır denilen)
unutma! ;

UYANAMAZSAN yalnızca UYUYAMAZSIN bir daha.